Türk ve İslam Uygarlığının, Bilim ve Teknolojiye Olan Katkıları
Medeniyet, dünyadaki bütün milletlerin ortak
malıdır.Her toplumun bugünkü medeniyet çizgisinde az olsun çok olsun bir payı
vardır.Sadece bu pay Avrupalılara ait değildir.Bu medeniyet paydasında
Çin,Mısır, Hint, Roma, v.b. Medeniyetlerin de bir payı vardır.Medeniyet yarışı
uzun koşulu bir bayrak yarışına bezer.Ortaçağda bu bayrağı İslam Medeniyeti
almış olup sonra gerileme dönemine girince bu bayrağı Batılılar almıştır.Batı
bugünkü seviyesine sadece kendi kendilerine gelmemiştir.Müslüman bilim
adamlarından bir çok sahada etkilenmişlerdir. Bilim alanındaki keşiflerin
bir çoğu, 9. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde , dönemin en ileri uygarlığı olan "İslam
Uygarlığı"nın ürünüdür. Akıla ve bilgiye dayanan bu uygarlık, dünyanın
bugün sahip olduğu pek çok değere de kaynaklık etmiştir.
Kur’an'da, evrenin yaratılışı ve
kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi, İslam’da akla, bilgiye ve
bilgi sahibi olmaya büyük önem verilmesi, doğada Allah'ın varlığının
delillerinin görülmesi, evrendeki her nesne ve varlığın birbirine olan uyum ve
bağlılığı; Ayrıca toplumsal yaşantının getirdiği ihtiyaçtan kaynaklanan ( Oruç,
namaz vakitleri için Astronomi v.b.) sebeplerle
söz konusu dönemde bilimsel ilerleme Müslümanlarda görülmüştür.
Teknik ilimler, tıp, astronomi,
cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim
adamları, medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya
kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığa vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin
yolunu açmışlardır.Batı’daki Rönesans ve Reform hareketlerine öncüllük
etmişlerdir. ( Prof.J.Risler “Müslüman
astronomistler, matematik alimleri derecesinde Rönesans’ımıza tesir ettiler.”
-E.F.Gautier “ Yalnız Cebir değil, diğer matematik ilimlerini de, Avrupa kültür
dairesi, Müslümanlardan almış olduğu gibi, bugünkü Batı matematiği gerçekten
İslam matematiğinden başka bir şey değildir.”)
Müslüman bilim adamları
öncelikle, bilim evrensel olduğu için –
İlim Çin’de dahi olsa gidip alınız.(Hadis) - Batı'da Roma ve Doğu'da
başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi
rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin
içinden imanî ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak,
kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım niteliğindeki
çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak
bilim ve teknolojiye özgün olarak katkıda bulunmaya başlamışlardır. Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup
gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol
oynamıştır.
İslam Tarihi'ne baktığımızda,
Kuran'la birlikte Ortadoğu coğrafyasına bilimin de girdiğini görürüz. İslam
öncesindeki Araplar, türlü batıl inanışa ve hurafeye inanan, evren ve doğa
hakkında hiçbir gözlem yapmayan bir toplumdur. Ancak İslam'la birlikte bu
toplum medenileşmiş, bilgiye önem verir hale gelmiş ve Kuran'ın emirlerine
uyarak evreni ve doğayı gözlemlemeye başlamıştır. Sadece Araplar değil,
Türkler, Kuzey Afrikalılar gibi pek çok toplum, İslamiyet'i kabullerinin
ardından aydınlanmıştır. Kur’an'da insanlara öğretilen akılcılık ve
gözlemcilik, özellikle 9. ve 10. yüzyıllarda büyük bir medeniyetin doğmasına
yol açmıştır. Bu dönemde yetişen çok sayıda Müslüman bilim adamı, astronomi,
matematik, geometri, tıp gibi bilim dallarında çok önemli keşifler
gerçekleştirmiştir. Tıp ve eczacılıkta İbn-i Sina ve Razi gibi
alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi eklerken ; tarih ve
coğrafya bilimlerinde İbn-i Haldun, İdrisi ve Taberi
gibi pek çok İslam âlimi, bilimsel teorilerde önemli ilerlemeler
kaydetmişlerdir. Özellikle optik alanında, on birinci yüzyılda İbn-i Heysem, bu
bilim dalını tek başına yeniden inşa etmiştir.
İslam dünyasında yetişen bilim
adamlarından * Cabir Bin Hayyan, “'Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan
maddeler, yanmayan maddeler ve madenler'” olarak dört grupta toplar. Cabir Bin
Hayyan'ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier'e
öncülük eder.
* El-Kindi, Einstein'dan 1100 yıl önce 800 yılında, izafiyet
teorisi ile uğraşır. El-Kindi, “'Zaman cismin var olma süresidir, zamanla
bilinebilen ve ölçülebilen hız ve yavaşlık da hareketin sonucudur. Zaman, mekan
ve hareket birbirinden bağımsız değildir, göğe doğru çıkan bir insan ağacı
küçük görür, inen insan ise büyük görür' der.
9.
yüzyılda yaşamış olan * Sabit bin Kurra, astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş Diferansiyel
hesabı, Newton’dan önce belirlemiş, Geometriyi aritmetiğe ilk uygulayan kişi olmuştur. Bunlar,
gerçekten zamanlarının çok ilerisinde çalışmalardır. Söz konusu çalışmaları ile
bilim tarihine adlarını yazdıran Müslüman bilim adamları, çoğunlukla devlet
tarafından maddi-manevi destek görmüş, teşvik edilmiş, halk arasında itibar
kazanmışlardır.
* Ahmet Fergani,fen bilimlerinde,
deneyle sabit olmayan bilgilere itibar edilmemesi gerektiğini söylemiş,
enlemler arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi, Dünya'nın eksenindeki ekliptik eğimi 23° 27'
ilk defa en doğru
şekilde hesapladı.
* El-Battani, Trigonometrik
bağlantıları bugünkü kullanılan şekliyle formülleştirmiş, 877 yılından 929
yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve Kotanjant'ın
tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant'ın sıfırdan doksan dereceye kadar
tablosunu hazırlar. J.Risler: “Trigonometrinin gerçek manada mucidi
Battani’dir.”
* Ebubekir er-Razi, cerrahide dikiş
malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanır; tıp biliminde deney ve
gözlemin çok önemli olduğundan bahseder.
* Ebü'l-Vefa trigonometriye
"Sekant –Kosekant- tanjant-cotanjant" kavramlarını kazandırır. Gözün görülebilir cisimler
doğrultusunda ışınlar yaydığını söyleyen
Öklid ve Batlamyus'a karşı; “'Görülecek cismin şekli, ışık vasıtasıyla
gözden girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir' diyerek, yaptığı
sayısız denemelerle 'göze gelen
uyarıların görme sinirleri ile beyne iletildiğini' belirtmiştir.
*
İbnü-l-Heysem ise optik biliminin öncüsüdür. Roger
Bacon ve Kepler onun eserlerinden faydalanmışlar, Galileo onun eserlerinden
faydalanarak teleskopu bulmuştur.
* el-Beyruni; Çeşitli
maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin, maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek, sıcak su ile
soğuk su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit etmiştir. Galilei'den 600 yıl önce dünyanın döndüğünü kanıtlamış,
Newton'dan 700 sene önce dünyanın çapını hesaplamıştır. Bu konuda ortaya attığı kanun, Avrupa’da “Beyruni Kuralı”
diye bilinir. El-Beyruni, 973 yılında 'Bilimsel çalışmaların, deneylerle ispat
edilmesi gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu' söylemiştir.
* İbnu'n-Nefis, 1200'lü yıllarda, Avrupalılardan 300 sene önceden küçük kan dolaşımını keşfeder.
Bütün
İslam ülkelerinde matematik, tıp, uzay bilimleri ve daha birçok ilimin
okutulduğu eğitim kurumları, rasathaneler; dönemin en gelişmiş teçhizatları ile
donatılmış hastaneler, herkese açık kütüphaneler bulunmaktaydı. 794 yılında Bağdat’ta
ilk kağıt fabrikası kuruldu. Bağdat, Harran,İstanbul ve Endülüs başta olmak
üzere Mısır, Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam şehrinde,
eğitim sistemi ve ilim, söz konusu döneme örnek teşkil edecek düzeyde
geliştirilmişti. Müslümanlar, yaşadıkları şehirleri uygarlık merkezleri haline
getirmişlerdi. Bunlardan biri olan Kurtuba, hastaneleri, kütüphaneleri ve Orta
Avrupa'dan öğrencilerin eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa'nın en
modern şehri olarak bilinmekteydi.
* El
Cezeri
XIII. yüzyılın
başında, Diyarbakır Artuklu Sarayı'nda
32 yıl başmühendislik görevi yaptı. El Cezeri, su saatleri, otomatik kontrol
düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar
gibi, pratik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini
anlatan "Kitab-el Hiyal" adlı kitabın yazarıdır.
Cezeri, tarihte sibernetiğin
kurucusudur. Sibernetik; haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir.
İnsanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler.
Bu bilim zamanla gelişerek bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan tanımıştır.
Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı konusunda Fransızlar Descartes ve
Pascal'ı; Almanlar Leibniz'i, İngilizler de R. Bacon'ı öne sürseler de, aslında
Cezerî bunu ortaya koyan ve ilim dünyasına sunan ilk bilgindir.
* Hazinî, ölçü ve tartı
teorilerine yaptığı katkı ile tanınır. Bilime yaptığı diğer bir önemli katkı da
yerçekimi hakkındaki görüşleridir. Hazinî, Newton'dan 500 yıl önce, "her
cismi yer kürenin merkezine doğru çeken bir güç" olduğunu söylemiştir.
Roger Bacon'dan yüzyıl önce de, dünyanın merkezine doğru yaklaştıkça, suyun
yoğunlaştığı fikrini ortaya atmıştır.
Hazinî, kimyasal maddelerin yoğunluk ve özgül ağırlıklarını ölçmek amacıyla
icat ettiği hassas terazilerle, kimya bilimine de önemli katkılarda bulundu.
Öyle ki, icat ettiği ve "Mizanü'l-Hikme" (Hikmet Terazisi) adını
verdiği bu hassas terazi ile yaptığı yoğunluk ve ağırlık ölçümleri, günümüz
teknolojisi kullanılarak yapılan ölçümlerden pek farklı değildir. Elementler ** **** Altın 19.05 19.26 Civa 13.56 13.59 Bakır 8.66 8.85 Pirinç 8.57 8.40
Demir
7.74 7.79 Kalay 7.32 7.29 Kurşun 11.32 11.35 Hazini , Zîc-i Sanacarî (Yıldız
Kataloğu) adlı eserinde, yıldızlar ve gezegenlerle ilgili bilgilere ve Selçuklu
Devleti'nin enlem ve boylamlarına da yer vermiştir. ‘Risale fi'l-Âlât' (Aletler
Bilgisi) adlı kitapçığında ise gözlem aletlerini konu almıştır.
* Benu Musa kardeşler, Abbasi Halifesi
Memun (M.S. 813-833) ve onu izleyen halifeler zamanında, matematiksel
bilimlerin gelişmesi yönünde etkin rol oynamış kişilerdi. Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi'nde
bulunan eserlerinde (A3474), sihirli kaplar, fıskiyeler, kandiller, bir
dansimetre, bir körük ve bir kaldırma düzeninden bahsedilmektedir.
* Hârizmi 9.
Yüzyıl'da Hârizm'de dünyaya geldiği için Hârizmî adıyla tanınan (Batı’da Al
Gharasmus olarak anılan) ve büyük bir olasılıkla Türk olan Muhammed ibn Musa, Memun'un
Bağdat'ta kurduğu Bilgelik Evi'nde bulunmuş ve bu kurumun kütüphanesinde
matematik ve astronomi alanlarında araştırmalar yapmıştır. Aritmetik ve cebirle
ilgili iki yapıtı, matematik tarihinin gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir.
Harizmi,(780-850) Hint rakamlarına sıfır’ı bularak bu rakam
sayesinde bugün kullandığımız rakamları oluşturuyor; ve bu sayede matematikte önemli bir çığır
açılmış oluyordu. Logaritmayı ortaya koyan ilk kişidir. Hârizmî'nin cebirle ilgili yapıtı,(El-Cebir) 12. Yüzyıl'da Chesterlı
Robert ve Cremonalı Gerard tarafından Latinceye (Al Gebra) tercüme edilmiştir.
Yapıtların en ilginç yönlerinden biri, açıların, trigonometrik fonksiyonlarla
ifade edildiğini gösteren bir takım tablolar ihtiva etmesidir. Bunların
dışında, Hârizmî'nin yön bulmada kullanılan usturlabın biri yapımını ve diğeri
de kullanımını anlatan iki eseri daha mevcuttur. Hârizmî, Batlamyus'un Coğrafya
adlı yapıtını, ‘Kitâbu Sureti'l-Ard' (Yer'in Biçimi Hakkında) adıyla Arapça'ya
tercüme etmiş ve böylece, Yunanlıların matematiksel coğrafyaya ilişkin
bilgilerinin İslâm dünyasına girişinde önemli bir rol oynamıştır..
* Ali Kuşçu Semerkant Rasathanesi'nin Müdürlüğü'nü yaptığı sırada,
Akkoyunlular adına Osmanlılarla barış görüşmelerinde bulunmak için İstanbul'a
geldi. Fatih Sultan Mehmet'in büyük desteğini gördü ve Ayasofya Medresesi'nde
görevlendirildi. Burada, Mirim Çelebi, Sarı Lütfü, Sinan Paşa gibi değerli
bilim adamlarını yetiştirdi.
Bilhassa, astronomi ve matematik konularında çağının sınırlarını aşacak kadar
önemli eğitim ve öğretim çalışmalarında bulunan Ali Kuşçu; Ayasofya
Medresesi'nin çalışma programlarını da yeniden düzenlemiştir.
Semerkant Rasathanesi'nde iken bir Türk hükümdar ve bilim adamı olan Uluğ
Bey’in ‘Zic-i Uluğ Bey' (Uluğ Bey'in
Yıldız Kataloğu) adlı eserin hazırlanması için gerekli gözlem ve hesaplamaları
yaptı. Söz konusu eser, çağının en ileri kurumsal matematik bilgilerini içerir.
‘Risaletü'l-Fethiye' adlı eseri ise 19. yüzyılda, İstanbul Mühendishanesi'nde
(İstanbul Teknik Üniversitesi) ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu eserde, gök
cisimlerinin yere olan uzaklığına yer vermiş; ayrıca dünya haritasını da
kitabının sonuna eklemiştir. Burada yer kürenin eksenindeki eğikliği
23°30'17" olarak tespit etmiştir. Bu, günümüz modern astronomi verilerine
oldukça yakın bir tespittir. 15. yüzyılda yaşayan Ali Kuşçu Ay'ın ilk haritasını
çıkarmıştır ve bugün NASA tarafından
Ay'da bir bölgeye onun ismi verilmiştir.
* Şerafeddin Sabuncuoğlu Fatih Sultan Mehmet döneminin ünlü doktoru ve tıp
bilginidir. ‘Mücerrebname' adlı eserinde, kendi deney ve gözlemlerine yer
vermiştir. Asıl çalışma alanı cerrahlık ve deneysel fizyolojidir.
‘Cerrahiyatü'l-Haniye' eserinde, cerrahlıkla ilgili çalışmalarına yer vermiş ve
yaptığı cerrahi müdahaleleri resimlerle tasvir etmiştir.
*Bursalı Ali
Münşi Tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan
biri ‘Kınakına' hakkındaki çalışmasıdır. Burada bu ağacın kabuklarının humma,
sıtma gibi hastalıklara iyi gelmesi ile ilgili gözlemlerine yer vermiştir.
Fatih Sultan
Mehmet’in Hocası *Akşemseddin , Pasteur'den yaklaşık 400 sene
önce yaşayan ve ilk olarak mikropların
varlığını keşfeden kişidir.
*Gıyaseddin Cemşid,(1429)Ondalık kesir sistemini bulan, Virgülü,
aritmetik işlemlerde ilk defa kullanan kişidir.
* Ömer
Hayyam, (12.y.y.) Newton’a dayandırılan binom
formülünü cebire kazandıran kişidir.
* Ali Bin Abbas, 10. yüzyılda yaşamıştır ve ilk
kanser ameliyatını gerçekleştirmiştir.
* Mağribi, bugün Paskal üçgeni olarak bilinen denklemi Paskal'dan
600 yıl önce bulmuştur.
* Sabit Bin Kurra , 9. yüzyılda yaşamış ve Newton'dan asırlar önce
diferansiyel hesabını keşfetmiştir.
*
İbn-i Sina (980-1037), Anatomik çalışmalar yapan
Müslüman,Türk bilim adamlarının başında gelir. Daha çok küçük yaşta edebiyat,
matematik, geometri,müzik, fizik, doğa bilimleri, felsefe ve mantık öğrenen İbn-i Sina sadece Doğu'da değil
Batı'da da ünlenmiştir. En ünlü eseri olan El-Kanun fi't-Tıb, 12.
yüzyılda Latince'ye çevrilerek Avrupa üniversitelerinde 19. yüzyıla kadar temel
ders kitabı olarak kabul edilmiş,okutulmuş ve Avrupa’da bu kitap “Tıbbın
İncil”i olarak ün yapmıştır. Bundan başka felsefe ve doğa bilimleri üzerine
yüzden fazla eser vermiştir. El-Kanun'da
söz edilen tıbbi bilgilerin büyük bir bölümü bugün dahi geçerliliğini
korumaktadır.
*Ali bin İsa (?-1038)'nın üç ciltlik göz hastalıkları üzerine yazdığı
“Tezkiretü'l-Kehhalin fi'l-Ayn ve Emraziha” isimli eserinin birinci cildi
tamamen göz anatomisine ayrılmış olup çok değerli bilgiler mevcuttur. Bu eser
daha sonraları Latince'ye ve Almanca'ya çevrilmiştir.
*el-Kazvini
(1281-1350)
ve *İbnü'n-Nefis'in anatomi üzerine olan çalışmaları modern tıp biliminin temelini
atmıştır. Bu bilim adamları daha 13. ve 14. yüzyılda kalp ve akciğerler
arasındaki bağlantıları ve atar
damarların temiz kan, toplar damarların kirli kan
taşıdığını, kanın akciğerlerde temizlendiğini, kalbe dönen temiz kanın beyne ve
vücudun diğer organlarına aort tarafından taşındığını göstermiştir.
*Piri Reis, O güne kadar çizilen haritalarda yanılma payları çok olmasına rağmen
bugün uydudan çekilen dünyanın haritasını
%99’u doğru %1 yanılma payı ile
Coğrafya alanında bir baş yapıt olan
dünya haritasını çizmiştir.
*İbn-i Haldun, Tarih ve sosyal alanda yaptığı çalışmalar ile ve özellikle “Mukaddime
“ adlı esri ile Sosyoloji’nin kurucusu olmuştur. Modern Sosyoloji’nin kurucusu
olan A.Comte’a öncüllük etmiştir.
M.K. ATATÜRK’ÜN ;“Bizim dinimiz en
makul ve en tabii dindir.Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir
dinin tabii olabilmesi için akla, fenne, ilme, mantığa uygun düşmesi
gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygun düşer.” İfadesindeki gibi İslam’da "din-bilim
çatışması" yoktur. Özellikle İslam Dini akla ve bilime önem veren bir
dindir.Dinin tarih boyunca bilime karşı olduğu, bilimin ancak din terk
edildiğinde gelişebileceği gibi iddialar
vardır.Oysa bilimin tarihine biraz göz atmak bile, bu iddiaların yanlışlığını
görmek için yeterli olacaktır.Orta Çağda Allah’a inanan Müslüman bilim adamları
sayesinde İslam medeniyeti bilimsel
alanda ileri gitmiştir. Tarihe baktığımızda medeniyet adına eserler ortaya
koyanların ister tek Tanrılı olsun ister çok tanrılı olsun, Tanrı’nın
(Allah’ın) var olduğuna inanan ,Ateist (Tanrı’ya inanamayan) olmayan ve bir
dine inanan toplumlardır.Bütün Arkeolojik kazılarda ve Tarih biliminin ortaya
koyduğu sonuçlarda Tanrı’yı inkar eden, bir dine inanmayan topluma
rastlanmamıştır.Toplumsal olarak değil sadece bireysel çıkışlarla ateist
olanlar mevcuttur. Çin,Hint,Yunan,Mısır,Arap, Türk v.b. Medeniyetlerin hepsi
bir dine,Tanrı’ya inanmışlar ve ortaya muhteşem medeniyetler, eserler
(Efes,Ayasofya,Selimiye,Piramitler, Katedraller v.b……) bırakmışlardır. Yani
özetle din, toplumları geri bırakmaz,medeniyete,bilime katkı sağlar ve sevgi,yardımlaşma,doğruluk,adalet v.b. noktalarda da toplumları bir arada
tutar.
|
Bu konular
11.sınıf Din K.A.B. Ders kitabındaki müfredatta olan ünite konularıdır. Kaynaklar:
9.10.11. Sınıf Din K.A.B. Ders Kitapları
//// Diyanet İşleri
Başkanlığı Kaynak Kitapları Milli Eğitim-Din
Öğretimi Genel Müdürlüğü ;Din Öğretimi,Eğitim,Bilim ve Sanat Dergisi,1985 T.C. Dokuz
Eylül Üniversitesi. / İlahiyat Fakültesi Dergisi III. |
Ayrıca
Batı medeniyetine baktığımızda da, çağdaş bilimin doğuşunun yine Allah inancı
üzerine kurulu olduğunu görürüz. Allah’ı inkar eden bazı bilim adamları olsa da
"Bilimsel devrim çağı" olarak bilinen 17. yüzyıl, Din’de Reform
hareketlerinin büyük bir etkisiyle Din dışlanarak değil reform edilerek Allah'ın yarattığı evreni ve doğayı keşfetme
niyetiyle araştırma yapan bilim adamları ile doludur. Bu dönemde İngiltere,
Fransa gibi ülkelerde kurulan bilim enstitüleri, "Allah'ın kanunlarını
keşfederek O'nu tanımak" hedefini benimsemiştir. Aynı eğilim 18. yüzyılda
da devam etmiştir. Newton, Kepler, A.Einstein, Kopernik, Bacon, Galilei,
Pascal, Boyle, Paley, Cuvier, Mendel
gibi isimler, bilim dünyasına önemli katkıları bulunan ve aynı zamanda
Allah'a olan imanları ile tanınan bilim adamlarından sadece birkaçıdır.Ayrıca
bu bilim adamlarına ışık tutan filozofların % 90’ı da Allah’ı inkar etmeyen,Ateist olmayan
inançlı kişilerdir ( Aristoteles, Descartes,
J.Locke, v.b.). Bu bilim
adamları Allah'a inanan, dahası bu inançtan gelen şevkle bilim yapan
kişilerdir. Bu gerçeğin
göstergelerinden biri, 19. yüzyılın başlarında İngiltere'de düzenlenen
ve "Bridgewater Treatises" olarak anılan bir dizi bilimsel
yapıttır. Çok sayıda bilim adamı farklı bilim dallarında araştırma yapmış ve
vardıkları sonuçları "Allah'ın evrende ve doğada yarattığı ahenk ve uyumun
delilleri" olarak tanımlamışlardır.
Bu bilim adamlarının kullandıkları yöntem de, "Allah'ı doğayla
tanıma" anlamına gelen "Natural Theology" (Doğal İlahiyat)
kavramıyla ifade edilmiştir.








|
|